FM 2011- Gaziantepspor - İlk Yıl

Evet, Çanakkale Dardanel'den ayrılıp Antep ile imzaladıktan sonra kader de olaya imza atmak istiyor olacak ki ilk maçım -ligin 14. haftası- Dardanelspor ile. Basın toplantısında daha düne kadar övdüğüm Angulo hakkında "O da kim. Abartılmış biridir. Sallamıyoruz" açıklamasını yapınca kendimden tiksindim yeminlen. Aynı Angulo maçta şov yapınca da 5-0 elimize verdiler. Bunda yanlış bir taktikle sahaya çıkmamın da payı büyük tabi. Hemen sonraki maçta da Fenerbahçe gelince götüm üç buçuk atmadı değil. Sistemimi en dengeli oyun biçimi olan 4-4-2 ye çekince takım da biraz rahatladı ve Fener'i yenecekmiş gibi olduk. Yenemedik tabi ama ezilmedik de. Düzelen taktiğimle sezonun kalan iki maçından galibiyetle ayrılınca, ilk yarıyı 12. bitirdiğimizde, bütün şehrin yüzüne yayılan tebessümün nedenini anlamamız zor olmadı. 
2015-2016 İlk Yarı Puan Durumu

Devre arasında büyük başkan İbrahim Kızıl €4.9M hibe etti ama para nereye gitti anlamadım. Kasa boş. Kadrodaki bir çok ıvır zıvır oyuncudan kurtulup maaş masraflarımızı azaltmamız gerekli. Neşter için sene sonunu bekleme kararı aldım ama çok gözüme batan yabancıları da şimdiden satış listesine koydum. Devre arasında Afrika ulusal takımlarının hepsini gezmeme rağmen işime yarayacak kimseyi bulamadım. Biraz da Asya'da dolandıktan sonra elim boş evime döndüm. Transfer işini sene sonuna bırakma kararı alarak ligin ikinci yarısına, 5 tane tırt takımla hazırlık maçı yaparak başladım. Tırt takımlarla maç yapma amacım kazanınca oyuncuların mutlu olması. Böylece kontak almayan arabayı ittirerek vurdurmaya çalışan bahtsızlar gibi, takımı ittirerek kontak vermeye çabaladım. İşe de yaradı. Gençlerbirliği, Eskişehir ve Manisa'yı yenerek devre arasından önceki maçlarla birlikte  5 maç üst üste kazanmış oldum. Ligde birden 7. sıraya fırladım ve bir sigara yaktım çünkü önümüzdeki maç Beşiktaş'laydı.

Beşiktaş, Bolu, Trabzon ve Galataray maçları üstüste olunca hayat pek zevkli olmuyor. Beşiktaş'a 3-0 mağlup olup, Bolu ile 0-0 berabere kalıp Trabzon'a da çok direnerek 1-0 yenilince, son 3 yılın şampiyonu Galatasaray'dan kaç yiyeceğimi düşünüyordum ki, Trabzon maçındaki taktiğin aynısı işe yaradı ve bu sefer 2-1 yendik. Peşine gelen Kayseri maçını da 3-2 kazandıktan sonra Altay ve Ankaragücü ile bereabere kaldım ve ne olduysa işte o hafta oldu. Zaten yarım göt oturduğumuz orta sıralar koltuğundan Bruce Lee tekmesiyle indirildik. Nasıl mı? Şöyle:

O gün yine her gün ki gibi bir gündü ve biz bu akşam evimizde yapacağımız maçı düşünüp tesislerde gözümüzü açtık. Takım 1 gibi toplanacak ve son konuşmalarımızı yapıp, diyetisyenler eşliğinde iğrenç yemeklerimizi yiyip, stadın yolunu tutacaktık. Yine konvoylar, selamlamalar, küfredenler, kırmızılar, siyahlar ve stadın girişinde her maçta istinasız olarak önümüze bir tepsi Antep baklavası getiren bıyıklı adamı göreceğimiz için çok heyecanlanmıyordum. Bu takımımla çıktığım 15. resmi maçımdı ama sanki 15 yıldır buradaydım. Baklava sevmediğimden önümü kesen bıyıklı sempatiğin elinden bir dilim baklavayı alıp, takımın en boğazlı oyuncusu Romulo Otero'ya elimle yedirdim. İsterse bütün tepsiyi yiyebilirdi. Banane deyip içeri gittim. Maç öncesi kendimin bile inanmadığı son konuşmalarımı yaptıktan sonra galibiyet yemini ile birlikte sahaya çıktık. Coşkulu taraftarımız önünde iki hafta sonra artık galibiyet almaktı sadece amacımız. Bu kadar  prosedüre gerek olmamılıydı bence. Ben, karşı tribünde bir ortaokul arkadaşımı gördüm sanıp ona doğru bakarken, maç başladı:

Beklendiği gibi temposuz ve zevksiz bir mücadele olarak başladı. Maça alt oynayanların avuçları kaşınıyordu muhtemelen. 17. dakikada Emre Güngör sakatlandı ve yerine genç bir oyuncumu koydum. Zevksiz ilk yarı sonunda üstümüze boşaldı ve 45. dakikada gol yedik. Gol yemek için olabilecek en kötü zamanlardan biri. Kafam attı soyunma odasında, yabancılara bağırıp çağırdım. Sonra bir tanesini oyundan aldım. 52'de ikinci golü yiyince tarihi hatayı yaptım ve birini daha oyuna sürdüm. Değişiklik hakkım bitmişti. Amacım kazanmaktı sadece. Ardından 55, 72 ve 77 de 3 oyuncum birden sakatlanınca ağlamadım. Yere çömeldim. Ortaokul arkadaşım sandığım adama bakıyordum. Hiç sevmediğim ve bu sene sonunda kovacağım yardımcım Tahsin Tam yanıma geldi. İyi misin abi dedi? Benden büyüktü ama abi diyordu. Onun aramıza mesafe koyma şekliydi bu. O an kendim dahil herkesi uzayı boşluğuna yollayabilecek kadar sinir olduğundan üzerimde, sakince, Tahsin dedim, Ayhan Tumani'ye - ki kendisi Fener'in eski yarımcı antrenörüdür- söyle "çorba kalsın ekmeğin parasını verseniz yeter." Çömeldim tekrar. Dedim saldırın Tahsin, formasyonun biçimsizliğine aldırmadan, dedim kovuldun Tahsin çömeldiğim yerden biçimsiz çimleri koparırken, içimden .


Öyle durdum 15 dakika daha. 1 gol yedik, 1 gol attık. Maç sırasında kimseye görünmemeye çalışarak o adamın yanına gidip suratına baktım. Normal şartlar altında yerlerimizi terk etmemiz yasak ama canlı yayın aracı yoksa ortalıkta, her şey mübah. Bir de hem kaybeden, hem de 4 oyuncusu sakatlanmış bir takımın hocasını tribünlere yollamak pek mantıkla açıklanamayacak sonuçlar doğurabileceğinden hakemler görmezden geldi. Belli bir mesafeden her şey her şeye benziyebiliyor dedim içimden, adamın suratına yakından bakarken ve taktiğimizi legolardan yapılmış tırt uzay gemilerine benzeterek. Soyunma odasında hiç konuşmadık. Bir hafta boyunca hastanelere 4 sakatımızı ziyarete gittik. Çiçek almadık hiçbirine.


Böylece takımın dağılan atmosferi ile birlikte 9 hafta üst üste maç kazanamayarak kendi rekorumu da kırdım sanırım. 4 beraberlik ve 5 mağlubiyetle iğrenç bir performans gösterdik ve Galatsaray'ın 4. kez -ben yenmeme rağmen- şampiyon olmasını ve Fener'in onların ardından ikinci olmasını izledik. Ben daha ne yapayım arkadaş.
2016 - Süper Lig Sonu

Tabi bu iğrenç performanstan oyuncuları sorumlu tuttum ve aldım elime penseyi. Açtığım, bütün tırt yabancı oyuncular ölsün kampanyasına ilgi büyük oldu ve 4 yabancı bedelsiz siktirdi gitti. Şimdi büyük boşluk ve amaçsızlık içinde harıl harıl bedava oyuncu arıyorum. Maaş kotam var, bütün ilgilenenlere duyurulur.

Ligle ilgili önemli detaylardan biri ben Dardanel'in başındayken sürekli sakatlanan ve verim vermeyen Wisdom Abdallah'ın 22 golle gol kralı olması oldu. Bir de küme düşen Eskişehirspor'un Türkiye Kupası'nı alması da ilginçti. Seneye Avrupa'da yine puan kaybedeğiz demek ki.

Vay anasını. Ne iğrenç bir yarım sezondu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İzleyiciler